Bizi Anlamiyorlar mi Yoksa Biz mi Onlara Ulasamiyoruz Ergenligin Sessiz Derinligi

Ergenleri anlamakta zorlandığımızı söyleriz. Belki de sorun, anlamamak değil; anlamaya alışık olduğumuz yerden bakmaya devam etmemizdir.

Ergenlik, yetişkinliğin mantığıyla kavranabilecek bir dönem değildir. Çünkü ergenlik, henüz tamamlanmamış bir benliğin, kendini dünyaya fırlatırken çıkardığı sestir. Bu ses bazen öfke olur, bazen suskunluk, bazen aşırı neşe, bazen de sebepsiz görünen bir hüzün. Biz bu sesi “abartı” diye etiketleriz. Oysa felsefede bilinir: İnsan, en çok kendini ararken gürültülüdür.

Ergenlik Bir Geçiş Değil, Bir Boşluktur

Ergenliği çoğu zaman bir “geçiş dönemi” olarak tanımlarız. Oysa bu tanım fazla düzenlidir. Ergenlik, daha çok bir boşluk hâlidir. Ne çocuk olmanın güvenli saflığında, ne de yetişkinliğin yerleşmiş kimliğinde… Arada. Askıda. Belirsiz.

Felsefe bize şunu söyler: İnsan, belirsizlikle karşılaştığında kaygı duyar. Ergenlik tam olarak budur. Kimliğin henüz oturmadığı, anlamın sürekli yer değiştirdiği bir alan. Ergen, bu boşlukta tutunacak bir şey arar. Biz ise ondan netlik, tutarlılık ve mantık bekleriz. İşte ilk kopuş burada yaşanır.

“Neden Böyle Davranıyor?” Sorusu Yanlış Bir Soru Olabilir

Ergenin davranışına odaklanırız. Oysa felsefi bir bakış bize şunu fısıldar: Davranış, görünen yüzdür; asıl mesele varoluşsal sorudur. Ergen “neden böyle davranıyor?” değil, “nasıl bir dünyada var olmaya çalışıyor?” sorusuyla anlaşılabilir.

Ergen, kendini dünyaya kabul ettirmeye çalışırken aynı anda dünyaya itiraz eder. Bu bir çelişki gibi görünür ama insan olmak zaten çelişkilerle var olmaktır. Yetişkinler bu çelişkiyi çoktan bastırmıştır. Ergen ise henüz bastıramaz; çünkü henüz vazgeçmemiştir.

Ergenin Duygusu Büyük, Çünkü Benliği Henüz Küçük

Bir ergen için yaşanan her şey “çok”tur. Çok sevinir, çok üzülür, çok utanır, çok aşık olur. Yetişkin aklı bu yoğunluğu küçümser. Ama belki de ergenin duyguları büyük değil, benliği henüz kırılgandır. Küçük bir sarsıntı, tüm varlığını etkiler.

Felsefede benliğin sınırları önemlidir. Ergende bu sınırlar henüz çizilmemiştir. Bu yüzden yaşanan her deneyim, benliğin tamamına yayılır. Biz “bu da geçer” deriz. Oysa ergen için soru şudur: “Ben geçer miyim?”

Anlayamıyoruz Çünkü Dinlemek Bizi Rahatsız Ediyor

Ergeni anlamak, bizi rahatsız eden bir şeyle yüzleşmeyi gerektirir: Kendi bastırdığımız ergenliğimizle. Ergenin soruları, yetişkinin çoktan cevapladığını sandığı ama aslında üstünü örttüğü soruları yeniden açar.
“Ben kimim?”
“Hayat neden böyle?”
“Bu dünyada yerim var mı?”

Bu sorular yetişkin için tehlikelidir; çünkü düzeni bozar. Bu yüzden ergeni susturmak, yatıştırmak ya da normalleştirmek isteriz. Anlayamamak bazen bir savunmadır.

Belki de Ergenlik, Anlaşılmak Değil, Tanıklık Edilmek İster

Her şey anlaşılmak zorunda değildir. Bazı dönemler yalnızca yaşanır. Ergenlik de böyledir. Ergen, çözümlerden çok tanıklık ister. Birinin onun karmaşasına hemen şekil vermeden orada durmasını… Felsefi olarak bakıldığında, ergenlik insanın “oluş hâli”dir. Bitmemiş, tamamlanmamış, tanımsız. Biz ise bitmiş şeyleri severiz. Net olanı, tanımlanabileni, kontrol edilebileni.

Belki de ergenleri anlayamıyoruz çünkü onlar bize şunu hatırlatıyor: İnsan hiçbir zaman tamamen tamamlanmaz.